Bir Ömre Sığamayanlar
- Ayrıntılar
- Kategori: düşünce
- Gösterim: 412

İnsan kendi farkına varana dek bile uzunca bir zamana ihtiyaç duyar. Farkındalık, kişiden kişiye, çevreye, bakış açısına vs. bir çok faktöre bağlı değişir. Kimi 14-15 yaşında ciddi, hayatı sorgulayan, felsefik konuları düşünmeye başlarken, kimi ise 20 li 30 lu yaşlarda bile adeta rüya aleminde olabilir.
Bir Ömre Sığamayanlar
İnsan kendi farkına varana dek bile uzunca bir zamana ihtiyaç duyar. Farkındalık, kişiden kişiye, çevreye, bakış açısına vs. bir çok faktöre bağlı değişir. Kimi 14-15 yaşında ciddi, hayatı sorgulayan, felsefik konuları düşünmeye başlarken, kimi ise 20 li 30 lu yaşlarda bile adeta rüya aleminde olabilir.
Sonuç olarak 15-20 sene gibi bir ortalama süre kabul edebiliriz. Bu süre doğma , büyüme , konuşma, çevre ile iletişim kurma, kendinin ve hayatın farkına varmaya başlama süreçleri ile geçer. Ortalama 80 sene yaşadığımızı kabul edersek -ki ortalama yaşam daha düşüktür- yaklaşık yaşam süresinin dörtte biri farkındalık aşamaları ile geçer diyebiliriz.
Canlılar arasında belki de en uzun hazırlık sürecine tabi olan insanın hayalleri, umutları, planları ise nerede ise sınırsızdır ve bir ömre sığmaz.
Bahsettiğimiz hazırlık aşaması bitince bazı insanlar birşeyler başarmaktan, öğrenmekten, faydalı olmaktan zevk almaya başlar. Önlerine hedefler koyarlar, planlar yaparlar, hayal ederler, daha mutlu bir dünya düşünürler ve bunu sadece düşünmez birşeyler yapmaya çalışırlar, ilgi duydukları alanda bir şeyler üretirler bu bir kitap olur , bilgisayar programı olur, bir icat olur veya bir düşünce akımı olur... önemli olan ne olduğu değil, niyettir, amaçtır.
Ancak önlerinde ciddi bir engel vardır, zaman.
Tam birşeyler çıkmaya başlar, ama ömür yetmez, nice hayaller , planlar vardır ama ölümcül bir hastalık çıkar veya yaşlılık ve akabinde ecel gelir çatar. bazen tamamen sağlıklı bir hayat yaşarsınız ama yapmak istediklerinize çabaladıklarınıza bir gündeki 24 saat, bir ömürdeki 80-90 sene yetmez. Üzülürsünüz, sıkılırsınız, isyan edesiniz gelir.
Bir ömre sığamayanlar için hayat daha bir zordur belki de?
Evet bir ömre sığamazlar, insanlık için çalışırlar, hayır için çalışırlar ama yarım kalır. Her ne kadar sonradan gelenlerin devam ettireceğini bilseler de işin tamamlandığını görmek isterler elbet. Bu nedenle bir ömre sığamayanların içi her zaman buruktur.
Sonsuzluk arzuları tavan yapmıştır, iliklerine işlemiştir. Merak, öğrenme arzusu, faydalı olabilme isteği birbirine girmiştir. Hayatı adeta çok bilinmeyenli denklem gibi görürler ve bu denklemi çözmeye çalışmak en büyük zevktir onlar için.
Yaşadıkları her anın tadını çıkarmak isterler, Her nimeti tadmayı isterler. Evlat da nimettir, ana da. Bazen oturur evladının ne kadar güzel yaratıldığını, sesini, tatlılığını, küçücük ellerinin sıcaklığını, onun kendine hissettirdiklerini düşünür, saatlarce sadece seyreder ve büyük keyif alır.
Aslında büyüklerin evlatları değil, hissettirdikleri ile öğrettikleri ile, kazandırdığı tekamül ile evlatlarımızın bizleri yetiştirdiğini, hayata bakışımızı , olgunluğumuzu etkilediğini düşünür. Bu hislerle bakar evladına.
Diğer nimerleri de buna kıyas edin, benzer şekilde hem maddi hem de manevi nimetlerden büyük keyif alır ve nimetten nimeti verene ulaşır.
Ama her nimet bir nevi alışkanlık yapar ve verdiği lezzet kadar o nimetin yokluğunun da vereceği acı vardır. ,evlat acısı gibi. Daha bunun gibi diğer nimet zevallerini başına gelmese bile düşünür acı çeker, üzülür...
Hayatdaki haksızlıklar, adaletsizlikler, hastalıklar, acılar hakkalyakin yaşamasa bile ilmelyakin onu rahatsız eder, ilmelyakin öyle bir dereceye gelir ki nerede ise hakkalyakin mertebesine ulaşır.
İnsanın yükünü, insan olmanın ağırlığını, sorumluluğunu
hücrelerine kadar hisseder. Akranları gezer tozar eğlenirken o acı çeker, ağlar, daralır, çıkış yolu arar , anlamaya çalışır. Bazen bir ışık bulur , bazen karanlıkta , yükün ağırlığı altında ezilir.
Ama çekilen bunca sıkıntı bir nevi onu güçlendirir, geliştirir, belki de hedefe bir adım daha yaklaştırır.
Bazen apaçık haksızlıkları dili ile eli ile düzeltmeye çalışır ama gücü yetmez, ihtiyaç sahibine yardım etmek ister ama imkanı yoktur, acıları dindirmek ister ama acizdir fakirdir çaresiz kalır.... işte o an yıkıldığı andır.....
Tek yol ellerini gökyüzüne açıp hiçbir şey yapamadığını içinden haykırmak ve medet istemek olur. Biraz da olsa rahatlar.
Bir ömre sığamayanlar için hayat zordur.
Bora Arslantürk
Şubat 2012


