Parlak Ekranlara Bakmanın Gözlerimizde Yarattığı Ürkütücü Tahribat - özeldersci

son haberler

Post Top Ad

22 Kasım 2016 Salı

Parlak Ekranlara Bakmanın Gözlerimizde Yarattığı Ürkütücü Tahribat


Günde Ortalama 11 Saat Parlak Ekranlara Bakmanın Gözlerimizde Yarattığı Ürkütücü Tahribat


SIFIRDAN MATEMATİK ÖĞRENİN

Aniden hissettiğimiz fiziksel yorgunlukların, rahatsızlık hislerinin, bir şekilde (keyif yahut mecburiyetten) kafamızı kaldıramadığımız parlak cep telefonu / tablet ekranları yüzünden olabileceğini söylesek?




"Dijital göz yorgunluğu", sonuçları kalıcı görme kaybına varabilecek bir sürü sıkıntıyı tetiklediği halde, henüz ciddiyetinin tam manasıyla farkına varabildiğimiz bir konu değil. Dünya Ekonomi Forumu konuya değinmiş; hepimizin okumasında fayda var.
Birçoğumuz için telefon ekranımız, uyandığımızda gördüğümüz ilk ve uykudan önce gördüğümüz son şeydir.

Üstelik de uyanma ile uykuya dalma arasında geçen zamanımızın da çok kayda değer bir kısmını belgeler ve e-postalara, sosyal medyaya, Netflix'e, Youtube'a bakarak dolduruyoruz. 

Tabii bunda en önemli etkenlerden biri, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, tüm gün bir takım ekranlar önüne ağaç misali ekilip kaldığımız ofis yaşamı.
Halbuki ne bedenlerimiz, ne de gözlerimiz bunca modern dijital yaşam tarzı ve iş yerleri için tasarlanmamıştı.

Clearly & Coastal kurucu ve CEO'su Hessel şöyle diyor: 

"Kariyerim optik endüstrisinde geçti; her eğilimi izleme fırsatı buldum. Yol boyunca, bu konuda dağ gibi çalışmalar ve raporlar ile, bu "salgın"la nasıl mücadele edebileceğini araştıran doktorlarla bilim insanlarını gördüm. 

Şurası kesin: Görme duyumuza yaptığımız tahribat hem çok gerçek, hem de katlanıyor. Yine de buna önlem alabiliriz."
Her şeyden önce daima, neredeyse her an çevrim içiyiz.

Teknoloji, insan gözünden beklenen kapasiteyi de epeyce değiştirdi. Önceden bir TV vardı; ve TV'yi çok yakın mesafeden izliyorsak işittiğimiz azarlar vardı. Her ne kadar TV'nin evlerde görüntülenme saatleri 1950'lerden bu yana iki katına çıkmış olsa da, TV artık ana suçlu değil. Ekran süresi, oturma odasının dışında, ve bundan çok daha hızlı genişliyor. 

Derecelendirme kuruluşu Nielsen, 18 yaş ve üstü Amerikalıların şu anda TV, akıllı telefonlar ve bilgisayarlar gibi elektronik ortamları kullanarak toplamda günde 11 saat harcadığını bildirmiş.
Modern iş yerleri ve iş yapma biçimleri de bu eğilimin büyük körükleyicisi.

Bulunduğumuz her yere, e-postalarımız peşimizden geliyor. Bununla beraber Slack ve Facebook at Work gibi uygulamalar ise, iş yerlerimizle dijital olarak iletişim kurmak için tamamen yeni yollar açıyor. Bu trendin daha da kötüye gitmesi beklenmekte: Citrix, 2020 yılına gelindiğinde, çalışanların günde ortalama 6 farklı dijital kanaldan işlerine erişeceklerini bildiriyor.
Bu noktada şunu soralım; sizin günde ortalama kaç saatiniz bilgisayar, telefon, tablet, TV gibi bir parlak ekrana bakarak geçiyor?

0 - 4 saat
4 - 10 saat
10 - 15 saat
>15 saat

Peki bunca göz - ekran teması ile hangi fiziksel sıkıntıları yaşıyoruz; aradaki bağlantıyı kurabiliyor muyuz?

boyun, omuz ve sırt ağrısı (% 36), 
göz yorgunluğu (% 35), 
baş ağrısı (% 25), 
bulanık görme (% 25) 
kuru gözler (% 24)
gibi şikayetler ve teşhisler artmakta. ABD eksenli araştırmada daha üzücü olan, 30 yaş altı nüfusun yüzde 73'ü şu anda bu semptomları yaşıyor.
Gelelim bunların sebebine: Görebildiğimiz, yüksek enerjili ışık. Yani, "mavi ışık".

Hepimiz UV ışığının görünmez tehlikelerini biliyoruz, ancak görebildiğimiz yüksek enerjili mavi ışığın potansiyel risklerinden haberdar değiliz gibi. Görsel ışık spektrumunun mavi ucunda bulunan bu ışık, turuncu ve kırmızılar gibi sıcak renklerden daha fazla enerji içerir ve yüksek enerjili görsel ışık (HEV) olarak bilinir.
Güneş ışığı da dahil, mavi ışık her yerdedir.

Bununla birlikte, dijital ekranlar, floresan ve LED ofis aydınlatması da buna maruz kalışımızı epeyce artırdı. Her şey iyice kötü değil gerçi - gün ışığında mavi ışığın bolluğu uyanıklığımızı da artırır.
Fakat iş yaşamında eksikliğini belki de en çok çektiğimiz şeye gelelim: Uyku

Kendimizi sürekli olarak HEV ışığında banyo altına aldığımızda, bu sürekli maruz kalma durumu, vücudumuzun sağlıklı bir uykuya geçişini önlemekte. Çünkü yukarıda da değindiğimiz gibi, HEV bolluğu uyanık olma halini tetikliyor. Bizleri uykuya götüren melatonin hormonunun ise baskılanmasına yol açıyor. 

Yani yatağa yattığımızda karanlıkla beraber salgılanmasında normalde artış olacak melatonin, mavi ışığın uyarıcı etkisiyle baskılanıyor; ve bu da uykuya dalışa hazırlık süremizi uzatıyor. Haliyle, dalmamızı da güçleştiriyor.
Üstelik UV ışınlarının aksine, insan gözü mavi ışığı filtreleyebilmekte o kadar başarılı değil.

En endişe verici nokta ise, son çalışmalara göre, HEV ışığının retinal hasara ve maküler dejenerasyona (sarı nokta hastalığına) katkıda bulunabildiği bulgusu; -ki kendisi geri dönüşsüz bir görme kaybı. Bu konudaki araştırmalar aslında henüz çok yeni diyebiliriz. Ancak erken dönem bulgularına göre, uzun süreli maruz kalma ile ciddi sonuçlar arasındaki ilişki çok yabana atılabilir gibi değil.
Neyse ki, dijital yaşam tarzımızla birlikte gelen bu zararı azaltmanın yolları var.

Elbette var; çünkü problemin sebebi belli. Sebepleri ortadan kaldırmak, haliyle sonuçları da ortadan kaldırır.

Ama soru şu: Hakikaten sebepleri bireysel çabalarla ortadan kaldırabilir miyiz? Biraz neler yapabileceğimize bakalım:
Öncelikle en basit yaşam biçimi ayarlamaları bile kesinlikle dramatik bir fark yaratabilir.

En kolayı, sadece, basitçe mola vermek. 
20-20-20 kuralını biliyor muydunuz? 20 adım uzaktaki bir şeye bakmak için her 20 dakikada bir, 20 saniyelik bir ara verin. 
Kendinizi daha sık göz kırpmaya koşullayın. Ekranlara bakmak genellikle insanların gözlerini kırpıştırma sıklığını azaltır; gözlerini daha kuru hale getirir. 
Ayrıca, ekranınızın türüne, parlaklığına, boyutuna ayar çekin ve daha uygun bir mesafede oturun.
Sonra teknolojik çözümler var.

Örneğin IOS'un  sürümlerini çalıştıran mobil cihazlarda, gece görüşü olarak adlandırılan ve ekran renklerini görsel spektrumun daha sıcak ucuna doğru taşıyan özellikler var; faydalanabilirsiniz. 

F.lux da mesela, bunu sizin için yapabilecek bir uygulama.
Çoğu kişi henüz haberdar olmasa da, gözlük ve lens teknolojisi de çoktan bu gerekliliğe adapte olmuş durumda.

Yansıtıcı olmayan, kontrastı azaltan lensler, ve buna benzer göz gereçleri ile, en son nesil mavi ışığı bloklayabilmek mümkün. Yine bir örnek olarak KODAK son zamanlarda, mavi ışığın kornea ve gözün daha gerilerine ilerlemesini engelleyen BlueReflect lensleri geliştiriyor. 

Daha az baş ağrısı ve daha az rahatsız gözlere odaklanan; dijital göz yorgunluğunun semptomlarını iyi bilen marka ve girişimlerin, şimdiye kadar yaptıkları araştırmalar olumlu sonuçlar vermiş görünüyor.
Kısacası teknolojik gelişmeler elbette hepimizin özel ve iş yaşamlarımızı geri dönüşsüz olarak değiştirdi.

Ancak bu da hem vücut postürümüzün, hem de görme duyumuzun sağlığına bir tehdit olarak yansımakta. Teknoloji istediği kadar gelişsin yalnızca iki gözümüz var; ve bu iki adet gözü tehdit eden şeyleri bilmek, bunlara dair hem bilgilenmek, hem de önlem almak hepimiz için önemli.

onedio

Post Top Ad